Sağanak ve kar yağışı geliyor

Sağanak ve kar yağışı bekleniyor 9 ile kar geliyor. Meteoroloji’den yapılan açıklamada, Pazar günü ülke genelinde sağanak ve kar yağışının beklendiği bildirildi.Meteoroloji Genel Müdürlüğü yurt geneline ilişkin hava durumu raporunu yayınladı. Yurt geneli etkisini alan soğuk hava hafta sonu da devam edecek. Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzeyinde kar yağışı bekleniyor. Pazar günü ise yurt geneli sağanak ve kar yağışlı olacak

9 İL İÇİN TARİH VERİDİ

Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Erzincan, Erzurum, Tunceli, Ardahan, Kars ve Ağrı’da yoğun kar bekleniyor. Görüş mesafesinde azalma ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.

İSTANBUL İÇİN SAĞANAK UYARISI

Cumartesi ve Pazar günü yurt geneli sağanak yağışlı olacak. Başta İstanbul olmak üzere Pazar günü yurdun büyük kesimi sağanak yağışın etkisinde olacak.

kanal istanbul için neler dedi

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş ve eski Trabzonsporlu futbolcu Özkan Sümer’in kendisini ziyaretinin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. “İHANETTİR” ‘Kanal İstanbul’ projesi ile ilgili soru üzerine Başkan İmamoğlu, “Kanal İstanbul bu şehre 100 kere ihanettir.

Birazcık bilimden ve şehircilikten anlayan herkesin vicdanını sızlatacak; bu kadim şehri alt üst edecek projeye sonuna kadar karşıyız.” ifadelerini kullandı.

KANAL İSTANBUL NEDİR ? Açıklamalara göre, resmî adıyla Kanal İstanbul, şehrin Avrupa Yakası’nda hayata geçirilecek. Hâlihazırda Karadeniz ile Akdeniz arasında alternatifsiz bir geçit olan İstanbul Boğazı’ndaki gemi trafiğini rahatlatmak adına Karadeniz ile Marmara Denizi arasında yapay bir suyolu açılacak. Kanalın Marmara Denizi ile birleştiği noktada 2023 yılına değin kurulması öngörülen iki yeni kentten biri kurulacak. Kanalın uzunluğu 40-45 km; genişliği yüzeyde 145-150 m, tabanda ise yaklaşık 125 m olacak. Suyun derinliği 25 m olacak. Bu kanalla birlikte İstanbul Boğazı tanker trafiğine tümüyle kapanacak, İstanbul’da iki yeni yarımada, yeni bir de ada oluşacaktır.

453 milyon metrekareye kurulması planlanan Yeni Şehir’in 30 milyon metrekaresini Kanal İstanbul oluşturmaktadır. Diğer alanlar 78 milyon metrekare ile havaalanı, 33 milyon metrekare ile Ispartakule ve Bahçeşehir, 108 milyon metrekare ile yollar, 167 milyon metrekare ile imar parselleri ve 37 milyon metrekaresi ise ortak yeşil alanlara ayrılmıştır.

Projenin etüt çalışması iki yıl sürecek. Çıkartılan topraklar, büyük bir havalimanı ve liman yapımında kullanılacak, taşocaklarının ve kapatılan madenlerin doldurulması için yararlanılacak. Projenin maliyetinin 10 milyar doların üzerinde olabileceği belirtiliyor.

Kanal İstanbul Güzergahı Daha önce sunulan 5 güzergâh 1’e indi. Buna göre proje Küçükçekmece Gölü Sazlıdere Barajı Terkos Gölü’nün doğusunu takip eden güzergâhta inşa edilecek. Projenin inşasına başlamak için bakanlığın onayı gerekiyor. İstanbul Boğazı’na alternatif olarak planlanan proje alanı Avcılar, Küçükçekmece, Başakşehir ve Arnavutköy ilçeleri sınırları içerisinde yer alacak. Proje kapsamında tesis edilecek olan alt ve üst yapıların tamamı bu ilçelerin sınırları içerisinde kalacak.

Tamamlanan rapora göre, Kanal İstanbul’un güzergahının uzunluğu 45 kilometre. Kanal, Avcılar, Küçükçekmece, Başakşehir ve Arnavutköy ilçelerinden geçecek. Güzergah Marmara Denizi’ni Küçükçekmece Gölü’nden ayıran kıstaktan başlayarak, Sazlıdere Baraj Havzası boyunca devam edecek. Ardından Sazlıbosna Köyü’nü geçerek Dursunköy’ün doğusuna ulaşıp Baklalı Köyü’nü geçtikten sonra Terkos Gölü’nün batısında Karadeniz’e ulaşacak. 7 km’si Küçükçekmece, 3 bin 100 metresi Avcılar, 6 bin 500 metresi Başakşehir kalan yaklaşık 29 kilometre ise Arnavutköy sınırları içinde olacak.

Lavabolarda bulunan deliğin işlevi

Bilimin kaynağı meraktır. Merak iyidir. Dedikoduyu değil, ilmi merak iyidir. Ben de evde gözüme takılan hem de her gün takılan bir şeyi merak eder oldum. Lavabodaki üst deliği. Yıllardır öylece duruyor. Ne diye yapmışlar diye merak eder oldum. Epey araştırdım. Bilenleriniz mutlaka vardır. Yine de benim gibi merak edenlere açıklamak isterim. En azından hayatımızdan bir soru işareti kalkar umuduyla.

ESKİDEN YOKTU

Çok eskiler bilir onların zamanındaki lavabolarda böyle bir delik yoktu. Birisi akıl edip koymuş. Öyle anlaşılıyor ki bir sorun çıkardığı için düşünülmüş. Sıkı durun açıklıyorum.

Olur ya evi terk eder, döndüğümüzde açık unuttuğumuz çeşmenin sürekli akan suyu tıkanan lavabodan eve taştığını görürüz. 24 saat su akmadığı dönemlerde açık unutulan musluklar yan odada da olsak mutfakta akmaya başlayınca lavabodan eve taşabilir. Tabi lavabonun akarı tıkalıysa veya iyi değilse. İşte bu sorunlarla başa çıkmak için bu delik konmuş. Lavabo tıkalı da olsa su buradan tahliye olsun evi su basmasın diye.

Hiç gerek yok, diyenleri duyar gibiyim. Ama kaza bu. Olmaz, olmaz bir kere başınıza gelir her şey mahvolur. Hatta elektrik suya karışırsa ölümcül dahi olabilir. Tedbir iyidir.Bazı filmlerde yabancı ülke vatandaşlarının ellerini yüzlerini bol suyla yıkamak için alt deliği bilerek tıpayla kapadıklarını hatta bebeklerinin popolarını yıkadıkları izlediğimiz olmuştur.

İnsanlık hala karadeliği açıklayamazken ben lavabo deliğinin ne işe yaradığı bir çırpıda açıklamanın rahatlığını yaşıyorum.

Köyün kuyusuna inen merkep

Günlerden bir gün, köylerden birinde, bir adamın eşeği kör kuyulardan birinin içine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın. Eşek bu, düşmüş işte. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, anırmış, sesini duyurmaya çalışmış. Derken eşeğin sahibi gelmiş kuyunun başına. Bakmış zavallı eşek kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik de yaralı. Bir hal çaresi düşünürken bir koşu gidip köylüleri yardıma çağırmak gelmiş aklına.

KUYUYU DOLDURDUĞUNU ZANNETTİ

Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek neolduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.

Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silke leyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!

Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.

Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız:
1. Kalbinizi nefretten arındır ın – Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın – Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.

Marketçi ve kadının başından geçenler

Oğluna meyve almak için manava girer. Elinden tuttuğu oğluna ne almak istediğini sorar. Oğlu elma ile muzu gösterir. Adam elma ile muzun fiyatlarını manava sorar. Manav: “Elma altı, muz sekiz lira,” der.Telaşla içeriye her halinden fakir olduğu belli olan bir kadın girer. Tesadüf bu ya, kadın da elma ve muzun fiyatlarını sorar. Manav: “Elma iki, muz üç lira,” der.

DAHA UCUZA KADINA VERİR

Adam çılgına döner. Kendisine söylenen fiyatın yarısından daha ucuza kadına fiyat verilmiştir. Köpürdü köpürecek, haykırdı haykıracak derken manav kulağına: “Az sabret, neden olduğunu anlatacağım,” der.

Bayan olduğu için önce kadına istediklerini verir. Kadın oldukça mutludur: “Allah’a şükürler olsun ki çocuklarım meyve yiyecekler,” diyerek evin yolunu tutar.

Manav hemen adama döner: “Allah’a andolsun ki, ben seni aldatmadım ve meyvelerin gerçek fiyatını söyledim sana.
Ancak bu kadının dört yetim çocuğu var, kimseden de yardım almıyor, geçimini az geliriyle sağlamaya çalışıyor.
Ne zaman kendisine, ‘Bakkaldan istediğin ne varsa bedava alabilirsin’ dediğimde rahatsız oluyor.

İşte ben de ona yardımcı olmak ve az da olsa sevap işlemek için ucuz fiyatlar veriyorum,” der.Nazik ve kibar da konuşunca adam manavın anlattıklarına inanır, inanmakla kalmaz oldukça duygulanır ve ağlar.

Manav adamdaki samimiyeti görünce sözlerine devam eder:
“Ben Allah ile bir muameleye girişmişim ve O’nun rızasını kazanmak istiyorum.
Gördüğün bu kadın haftada bir gün buraya gelir ve Allah’a andolsun ki, benden gelip bir şeyler aldığı her seferinde ben o gün daha çok kâr ediyorum ve nasıl olduğunu, paraların bana nereden geldiğini de bir türlü bilemiyorum; o günkü kazancımdan bereket yağıyor yemin ederim.”

Ben Allah rızası için yardım ediyorken Rabbim bana oldukça cömert davrandı. İşlerim büyüdü.
Allah’ın rızasını kazanmak hem bu dünya hem uhrevi hayat için çok önemli. O gün geldiğinde Allah’ın huzurunda herkes eşit şekilde saf saf duracak.

Türk mühendisler geliştirdi dünya devleri almak sıraya girdi

Türk mühendislerin geliştirdiği yüzde 100 yerli ve milli kaynaklarla üretilen ateşli silah modifikasyon sistemi T61 sergilendi. Yerli silah aparatına şimdiden ABD, Çin gibi ülkelerden talepler geldi.Savunma sanayii alanına inovatif ürünlere bir yenisini daha eklendi. Tamamen yerli ve milli kaynaklarla üretilen ateşli silah modifikasyon sistemi Wattozz T61 tüm özellikleriyle görücüye çıkarıldı. Yerli s-lah aparatına şimdiden birçok ülkeden talep geldi.

DÜNYADAN TALEP VAR

Albayraklar Savunma Sanayi tarafından geliştirilen ateşli silah modifikasyon sisteminin susturucuya benzer bir dış görünüşü var.

S-lahlarda geri tepme ve şahlanmayı önlemesinin yanı sıra, merminin çıkış hızını ve etki menzilini artırarak namlu alevini yok ediyor. Sistem, kara savunmasının yanında hava savunmasına da büyük katkılar verebilir. S-lahlı drone’larda kullanılan silahlara monte edilecek hedefe seri olarak isabetli atışlar yapılmasını sağlıyor.Savunma sektörünün zor bir sektör olduğunun altını çizen Albayraklar Group Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Albayrak, “6 yıldır bu sektörün içerisindeyiz. Bir çok proje geliştirdik. T61’i sektörde bir eksiklik gördüğümüzden dolayı geliştirdik.

Drone’larda da kullanılacak aparatla şahlanmayı ve geri tepmeyi önledik. Ateşli drone’larda en büyük sıkıntı şahlanma ve geri tepmeydi. Bundan dolayı hedefe nokta atışı yapılamıyordu. Bir hedefe bir mermi atmak gerekirken 50-100 m-rmi atılıyordu. Şimdi bu aparatla nokta atışı yapılabilecek” diye konuştu.Wattozz T61’e şimdiden ABD, Rusya ve Çin gibi ülkelerden patent alma teklifleri geldiğini anlatan Albayrak, “Ben patentini satma taraftarı değilim. Bu bizim akademisyenlerimizin, mühendislerimizin ürettiği bir milli projedir.

Bu ürünün Türkiye’ye mal olmasını istiyorum. Bu arada tabi Ar-Ge çalışmaları bir maddiyat gerektiriyor. Devletten destek almadan kendimiz yaptık. Bu nedenle lisans hakkını, dost ülkelere vermeyi düşünüyorum” diye konuştu.

MENZİLİ ARTIRIYOR

T61’in takıldığı silahın namlu çıkış hızını ve menzilini artırdığından bahseden Albayraklar Savunma Sanayi CEO’su Sertan Ayçiçek, “Wattozz T61 susturucu formatında üretildi. Bundaki nedenlerden biri T61’in dünyadaki rekorları kıran en iyi susturucu olmasıdır. Wattozz T61’in uyumlu olduğu mühimmat çeşitlerinden bazıları; 22 kalibre-6.35, 7.65, 9.17, 9.19, 5.45, 5.7 NATO, 5.56 NATO, 7.62 NATO’dur” dedi.

Ayçiçek, T61’in dünyadaki örneklerinden ayrıldığını belirterek “Bugüne kadar dünyada mevcut namlu frenleyici, bastırıcı, kompansator, suppessor, alev gizleyen şeklinde adlandırılan aparatlardan farkı; bu aparatlar ‘subsonic’ dediğimiz ses hızının altında ve barut iştikakları düşürülmüş mermilerle uygulanırken, Wattozz T61 bu başarıyı direkt olarak NATO mühimmatlarıyla sağlamıştır. Tüfeklerdeki kontrol ile tabancalardaki kontrol çok farklıdır. Birinde infilak sizden 1 metre ötedeki namlu uzunluğunda patlarken, tabancada bu uzunlun 12 cm’lere kadar düşer. Wattozz T61 tüfeklerde yakaladığı üstün başarıyı tabancalarda da yakalayan dünyadaki ilk ve tek sistemdir” şeklinde konuştu.

Şirketin Wattozz T61 sayesinde İngiltere’nin en prestijli iş dünyası dergilerinden International Finance tarafından ödüle layık görüldüğünü anlatan Ayçiçek, “Silah sanayisinin başlangıcından itibaren 194 ülkede bugüne kadar bu tarz bir ürün geliştirilemedi” dedi.

Evlat edindiği çocuğun vefası görülmeye değerdi

Kime bu çocuğu evlat edinmesini istememekteydi. O ise buna rağmen evlat edindi. Tam aradan 27 sene geçti ki o evlat edindiği çocuk onun için yaptığıyla helal olsun dedirtti.Jordan Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılan siyahi erkek çocuk henüz doğmuştu. Ingeborg McIntosh özellikle bu çocuğu isterken. Çocuğa olan ani bağlanmasını şu sözlerle dile getiriyordu: “Bebeği kollarıma aldığımda ilk görüşte aşık olmuştum.”

EVLATLIK VERMEK İSTİYOR

Siyahi bebeğin b-iyolojik annesi onu Ingeborg McIntosh’a vermek istemiyordu. Çünkü o beyaz tenliydi. Bebeğini siyahi birine evlatlık vermek istiyordu.

Ingeborg McIntosh’un bebepin biyolojik annesini ikna etmesi oldukça zor oldu. Bu ikna çabası tam dört yıl sürdü.Ingeborg McIntosh bu dört yılın sonunda emeline ulaşmıştı. Ingeborg McIntosh ailesi Jordan adındaki bu bebeği sorumluluklarını aldıkları diğer 125 bebekten ayrı olarak evde büyütüyorlardı.

Ancak aradan yirmi yıl geçmiş ve ilginç bir olay cereyan etmişti. Ingeborg McIntosh’a böbrek yetmezliği teşhisi konmuş, acilen böbrek nakli yapılmazsa öleceği söylenmişti. Jordan zamanında kendisine adanan bir ömrün sahibi annesinin bu çaresizliğine duyarsız kalmadı.

Hastaneye giderek gizliden doku testleri yaptırdı. Olumlu sonuç aldı. Jordan: “Bunun hayatımdaki önemli bir dönüm noktası olduğunu hissettim,” diyerek vefa borcunu ödemek istediğini dile getirdi.

Bununla da yetinmeyen Jordan: “Umuyorum ki annem yaşlandıkça onun için daha fazla şey yapabilirim. Ancak an itibariyle elimden bu geliyor. Küçüklüğümden beri bana yaptıklarına karşı, naçizane bir karşılık olarak böyle bir şey yapmak ve ona ne kadar minnettar olduğumu göstermek istedim,” dedi.Bazen etme bulma dünyası; bazen ekme biçme dünyası denilen bu olsa gerek.

Muğlada peş peşe gece yarısı Van’da sallandı

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Deprem Dairesi’nin verilerine göre, saat 09.52’de Akdeniz’de 3.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Muğla’nın Dalaman ilçesinin 18,35 kilometre açığındaki depremin 6,98 kilometre derinlikte olduğu kaydedildi. Muğla’da 12.17’de bir deprem daha oldu. Yerin 7.48 kilometre derinliğindeki depremin şiddeti 3 olarak ölçüldü.

KANDİLLİ AÇIKLADI

Kandilli Rasathanesi, saat 23:29’da merkez üssü Van Başkale olan 3.4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu.

Daha öncesinden büyük bir deprem yaşayan ve yıkıma uğrayan Van’da pekçok vatandaş yaşanılan sallantının ardından endişeli bir şekilde dışarı çıktı. Vatandaşlar rasathanenin verilerine ulaşmaya çalıştı.Son zamanlarda artış gösteren sarsıntılar Türkiye’nin pekçok ilinde gerçekleşmesini sürdürürken Avrupa’da da hafta başından itibaren irili ufaklı de’premler yaşanmıştı.

Murat Göğebakan’ın iç burkan hayatı

Yorgunluğunu alır, hastalığını unutturur bu sevgi seli. Basit bir soğuk algınlığı geçer der. Geçmez, yakasından düşmez. Git gide halsizleştirir, yorar. Çok sevdiği eşini kıramaz muayene olmaya, ilaç almaya gider. Boynundaki morluklar dikkat çeker. Uyarılır, hastaneye yatması gerektiği söylenir. “Söz verdiğim konserlerim var, ilacımı verin gideyim,” der. Kabul görmez.

ALÇAKGÖNÜLLÜ OLMANIN BEDELİ

Her ö-l-üm erkendir. Yakıştıramayız, konduramayız gönlümüze taht kuranlara ölümü. Şöhretli; ama alçakgönüllüdür Murat Göğebakan.

Sağlığını hiçe sayarak sevenleri için konser üstüne konsere çıkmaktadır. Onu ayakta tutan iyi günde kötü günde her daim yanında olan eşi ve sevenleridir.

Acilen hastaneye yatırılır. Lösemi teşhisi konur, günlerce hastanede tedavi görür. Erken evrede olduğu için tam devirememiştir halkın sanatçısını. Maneviyatı ve eşi güç katar. Her şey yolunda gibidir. Kapısına: “Benim büyük bir Rabbim, küçük bir derdim var,” yazar.

Bu inanç lösemi illetini yenmesini sağlar. Taburcu olur. Aylardır çalışmadığından borçları birikir. Üstüne hastane giderleri de eklenince tekrar turneye, sahnelere döner.

Lösemiden daha acı bir haber alır. Hayatını adadığı eşinin ihanetini öğrenir. Boşanır. Üzgündür. İnzivaya çekilir. Eski düşman geri döner. Lösemi kapısını çalar.
Tedavi olsa da sonuç alamaz. Hastalığı yenecek morali kalmamıştır. Acılı beş yılın ardından aramızdan güzel anılar bırakarak ayrılır. Herkesi hüzne boğar.

Yüksek maneviyat duygusu ona ölümü bir rüya ile hissettirir. Gördüğü rüyayı rüya yorumcusu, aynı zamanda memleketlisi Mehmet Emin Kırgil’e anlatır:

“Beyaz bembeyaz kanatları olan bir kuş aldı götürdü beni. Pencereden aldı beni, ben de ayaklarından tuttum, kanat çırparak götürdü beni.

Binaların arasından geçtik. Sağlı sollu şekiller yazılar vardı eski yazıydı. Götürdü yere bıraktı beni. Orada sen şunu yap şen bunu yap diye talimat verdi.
Kuş gelip beni götürdüğünde galiba gidiyoruz,” deyince Rüya yorumcusu Kırgil: “Ömrün uzayacak, korkma,” dese de Murat Göğebakan:
“Emin türbedeyiz, rüyayı düzgün yorumla,” diye çıkışır. Kırgil ısrarcıdır: “Beyaz kuş dertlerinden sıkıntılarından kurtulacağının işareti,” der.
Göğebakan asla inanmaz: “Emin işte geldik, işte gidiyoruz,” diye çaresizliğini vurgular.

Göğebakan’ın ölümünden sonra Mehmet Emin Kırgil o gün yaşananları kameraya çektiğini, Göğebakan’ın öleceğinden emin olduğunu ne yaptıysa ikna edemediğini anlattı.

Çünkü Göğebakan: “Aldığımız kanı 4 günde tükettik. Şimdi özel bir hastaneye gidip yine kan alacağım, önceleri 15 günde bir tükettiğime göre demek ki gidişat kötü, ” demişti.

Her şey doyana kadar

Adam hanımına pek hoş davranmaz, kalbini kırar. Sonra hanımından sofrayı kurmasını ister. İşte herşeyin başlangıcı kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını.Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra hanımından tuz ister.Hanımı; “Sen yemeğe devam et ben getiririm” der ve içeri giderAdam ikide bir; “tuz nerde kaldı hanım?” diye sorar.

SOFRAYA BİR TÜRLÜ GELMEZ

Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir. Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez.Adam tuzu isteye isteye karnını doyurur.

Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler Hanım mutfağa gider ve elinde tuzla geri döner. Adam merak eder ve sorar; “Bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der.Hanımı da ona; “Senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz” der.
Hani derler ya öfke rüzgâr gibidir, bir süre sonra diner ama birçok dal kırılmıştır bile.

Hayatı boyunca herkes birini bulur ama birbirini bulmak çok az insana nasip olur. O yüzden sevdiğinize sahip çıkın, onu önemseyin ve kırmayın.Kadın mutluysa güzelleşir, güzelse mutlu olur. Mutlu olursa sen de mutlu olursun. Sevdiğinizi üzmeyin…Sevdiklerinizi üzmeyeye özen gösterin. Kırdığınız kalp artık düzelmez. İş işten geçtikten sonra her şey boş.