Türkiye’nin sabrını taşıran iki sebep açıklandı

Yenişafak Yazarı Mehmet Acet Suriye’de yaşanılan tutumların Türkiye’yi operasyona sürükleyen ana iki sebebini açıkladı. İşte yazısında paylaştıkları: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu defa ‘zaman tahdidi’ koyarak açıkladı. “Fırat’ın doğusundaki harekata birkaç gün içinde başlayacağız” dedi. Açıklamanın Beştepe Külliyesi’nde yapılan Savunma Sanayii Zirvesi sırasında gelmesi de manidardı. Operasyonun başlangıcı için ‘Birkaç gün’ ifadesi kullanıldığına göre, artık saatleri sayarak beklemeye geçmek mümkündür diyebiliriz. Pazartesi günü bu köşede, askeri kaynaklardan aldığımız bilgiler doğrultusunda “Fırat’ın doğusu için operasyon hazırlıkları tamamlandı” demiştik.

Erdoğan’ın açıklaması sonrası dikkatler bu alana daha fazla yöneldiği için, bazı verileri tekrarlayalım: -Aldığımız bilgilere göre, harekat ‘noktasal vuruşlarla’ yürütülecek. Fırat’ın Doğusu diye tarif edilen, 500 kilometreden daha fazla uzunluğu olan sınır hattı, boylu boyunca TSK’nın hedef alanında. -PKK/YPG gruplarının mevzilendiği 150 civarında nokta belirlenmiş durumda. -TSK’nın bu hedefleri, havadan ve karadan Suriye hava ve kara sahasına girmeden etkili bir şekilde vurabilecek kapasitesi ve kabiliyeti bulunuyor. -Havadan savaş uçaklarıyla 30, karadan Obüs atışlarıyla 40 kilometre derinliği olan bölgelere atış yapılabiliyor. Suriye’nin kuzeyi, Fırat’ın doğusu kaynaklı gelişmeler, o bölgedeki ABD destekli PKK/YPG oluşumu başladığı andan itibaren Ankara’nın tehdit algılamasında hep ön sıralarda yer aldı. Binlerce tır dolusu silahlar, 60 bin kişilik ordu kurma çabaları, Cumhurbaşkanının sözlerine defalarca yansıyan “O silahlar ileride nerede, kime karşı kullanılacak” sorusu, bu tehdit algılamasının doğal sonucuydu.

17 Nisan 2017 gecesi 45 civarı savaş uçağının katılımıyla sözünü ettiğimiz bölge sınırları içinde kalan Karaçok bölgesine etkili bir operasyon yapıldığını da hatırlıyoruz. Ancak, ABD’den gelen baskılar yüzünden daha fazlası bugüne kadar mümkün olmamıştı. Anlaşılan bu son haberler gösteriyor ki Ankara, ‘baskıyı tereddütle karşılama’ diye tabir edebileceğimiz psikolojik eşiği aşmış durumda. İşin aslı, Fırat’ın doğusuna operasyon fikri, Ankara’da yapılan güvenlik merkezli toplantıların gündeminden hiçbir zaman düşmedi. Ancak, düğmeye basma kararını tetiklediği anlaşılan iki yeni durumu da hatırlamakta fayda var. 1-ABD’nin Türkiye sınırının hemen dibine ‘Gözlem noktaları’ kurma girişimi. Washington adına konuşan yetkili isimler bu girişimi, Türkiye’ye dönük muhtemel tehditleri önleme amaçlı diye gülünç bir gerekçeyle izah etmeye çalışsa da, bu eylemin asıl niyetinin Türkiye’nin YPG’ye dönük bir operasyonunu engelleme amacı taşıdığı ortadaydı.

2-ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford’un, YPG kontrolündeki bölgeleri kast ederek “35 bin ile 40 bin yerel gücün eğitilmesi ve istikrarı sağlamak üzere donatılması gerektiğini tahmin ediyoruz” sözleri, iş işten geçmeden harekete geçilmeli fikrini tetiklemiş olmalı. Peki, dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına yansıyan ifadeler, kamuoyuna deklare edilmeden önce ABD makamlarına iletilmiş olabilir mi? Yakın zamanda Ankara/Washington hattında merkezinde bu meseleler bulunan bir temas trafiği yaşandığını biliyoruz. Örneğin ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Ankara’ya yaptığı ziyaret. Bu ziyaret sırasında Fırat’ın doğusu için harekete geçileceği bilgisi açıktan ya da zımnen Jeffrey’in kendisine iletilmiş olabilir. Tabi, bu yeni durumun ABD’yi mutlu etmeyeceği kesin.

Ama, ordularını toplayıp o bölgede YPG ile bir olup Türkiye’ye karşı savaşa tutuşmaları da beklenmemeli. Dün, birkaç gün içerisinde harekatın başlayacağını duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinin satır arasında yer bulan bir cümle daha dikkat çekiciydi: “Hedefimiz asla Amerikan askerleri değil. Bölgede faaliyet gösteren terör unsurlarıdır.” Bu ifadeler, operasyon yapılırken en fazla bu hususa dikkat edileceği, bölgedeki Amerikan askerlerinin hayatını riske edecek bir eylemden uzak durulacağı anlamına geliyor. Nisan 2017’de yapılan Karaçok operasyonu başlamadan bir saat önce, vurulacak yerlerin koordinatları ABD makamlarına iletilmiş, bu alanlarda asker bulundurmaktan kaçınmaları istenmişti. Buna “Bildirim esaslı operasyon” deniyor. Şimdi de benzer bir yöntem izlenebilir. ABD askerlerinin hayatını riske etmeyen ama YPG’ye haber uçurulmasına da fırsat tanımayan bir vakit dilimi belirlenerek bu bildirimler yapılabilir. Mehmet Acet – Yenişafak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir